MÜŞTERİ HER ZAMAN HAKLIDIR! Müşteri Takımlarına Geçilen Fabrika Takımları

2014 sezonunun başlangıcı itibariyle Formula 1’de başarılı olmaya giden yolu baştan aşağı değiştiren tek bir faktör karşımıza çıktı: motor gücü. Turbo V6 motorların kullanımıyla birlikte Red Bull’un dominantlığının sona erip Mercedes’in 2 yıldır ortalığı süpürmeye başlaması bir tesadüf değil. Artık yavaş yavaş Mercedes motorunun düzlüklerde rakip motorlu araçları nasıl keklik gibi avladıklarından yakınıyorsak başarıya giden yolda motor gücünün etkisi absürt derecede yüksek.

Motor gücünün dominantlığına dair ilk tartışmalar daha sezonun başında Felipe Massa’nın homurtularıyla gelmişti. Mercedes motorlu Williams’ıyla Avustralya GP’sinin startıyla beraber motor ithal ettiği takımın sürücülerini bir anda gözünden kaybedince “gerçekten onlarla aynı motoru kullandığımıza emin miyiz?” diye bir etrafı yoklamıştı. FIA bu yakınmayı biraz geç de olsa duymuş olacak ki, Ekim ayının ortalarında aldığı kararla motor üreticilerini, 2016 sezonu itibariyle müşteri takımlarına kendi araçları için ürettikleri motorun birebir aynısını tedarik etmeye mecbur bıraktı. Bunun iki sonucu var: hem ufak takımların “eskimiş” , daha ucuz motorları kullanmasını engelliyor, hem de tedarikçilerden motor eşitliği isteyen Williams gibi takımlara da garanti veriyor. Ve aslında yana yakıla büyük üreticilerden motor dilenen Red Bull’un da motor eşitliği endişesini de gideriyor.

Red Bull demişken, F1’i yakından takip edenler için Avusturya’lı takımın hali malum. Sezonun başından beri Renault motorunun hantallığı yüzünden orta sıralara çakılı kaldılar ve aslında büyük kurtuluşları için neye ihtiyaçları olduğunu gayet iyi biliyorlar: çok güçlü bir motor. Çünkü RB11 şasisi sandığımız kadar yavaş değil. Takım bunu motor gücünün gerekli olmadığı birçok pistte gösterdi(en yakın örneği pist ıslakken ABD GP’sindeki RBR pilotlarının öne fırlaması). Şu anda da sporda kendilerinin bu isteklerini sağlayabilecek olan iki üretici Mercedes ve Ferrari bu senaryodan kendilerini oldukça uzak tutmaya çalışıyorlar. Motor gücünün etkisinin biraz olsun azaldığı pist şartlarında öne fırlayan Red Bull’u gördükten sonra, ne Mercedes ne de Ferrari’de hiç kimsenin onlara motor tedarik etme gibi heveslerinin olmaması doğal.

Peki Mercedes ve Ferrari’nin bu endişesi hiç gerçeğe dönüştü mü? Yani F1’de aynı zamanda takım olarak da bulunan bir motor üreticisi, yani fabrika takımı, motor tedarik ettiği müşteri takımına geçildi mi? Nadirde olsa geçmişte bu endişelerin gerçeğe dönüştüğü görüyoruz. Hepsine bir göz atmak gerekirse;

 

Üretici: Renault

Müşteri takımlar: Team Lotus, Ligier

Sezon: 1984, 1985

Tarihte kendi motorunu tedarik ettiği takımdan yavaş kalan ilk takım olan Renault, aynı zamanda bu başarısızlığı da en çok tekrarlayan takım(daha sonra da göreceğimiz üzere toplamda 5 sezon). Belki de bu 2005,2006’daki zirve noktalarını saymazsak Renault’nun neden 2000’li yıllarda misyonu griddeki takımlara motor tedarik eden orta sınıf bir şasi takımı profili çizdiğini bize açıklıyordur.

1984 sezonundaki Renault, 2007’de Fernando Alonso takımdan ayrıldıktan sonra dönüşen Renault’nın haline oldukça benziyordu. 80’li yıllarda Alain Prost ile altın yıllarını yaşamıştı takım ama yaklaşmasına rağmen ne pilotlar ne de takımlar şampiyonasında ipi göğüsleyememişti. Prost, Renault’da şampiyonluk kazanamayacağını farkedince takımdan ayrıldı ve takım hiçbir zaman o eski halini yakalayamadı. Patrick Tambay ve Derek Warwick’in elinde sezon sonunda sadece 5 podyum finişi vardı ve 34 puanla markalar klasmanında sezonu 5.noktaladılar.

O sene takım aslında sadece Team Lotus’a motor sağlayacaktı ama gridin bir diğer Fransız takımı Ligier, kurucusu Guy Ligier’in Fransız hükümetine baskılarıyla Renault’nun kendisine 3 yıl boyunca motor vermesini sağladı. Dipnot eklemek gerekirse, Ligier aynı hükümet baskısını 92-93 yıllarında yine uygulamış ve yine Renault’dan motor almış, ilginç.

warwick-and-senna

O dönemde motor sağladığı efsane Lotus, kurucusu Chapman’ın ardından girdiği duraklama döneminden daha yeni çıkmıştı ve Lotus 95T sezonu McLaren ve Ferrari’nin ardından 3.bitirdi. Ki kadroda 80’li yılların underrated pilotu Elio De Angelis(sezonu, bütün yarışları silip süpüren Lauda ve Prost’un arkasından 3. bitirecekti) ve Lotus’dan ayrılıp Williams Honda’ya geçecek olan Nigel Mansell vardı. Bir diğer motor tedarik ettiği Ligier ise sadece 3 puanla sezonu 9.sırada bitirdi.

 

85’de ise durum biraz daha farklıydı. İronik bir şekilde 2014’te turbo motorların gelmesiyle beraber pabucu dama atılan Renault motoru, son turbo çağındaki 1980’lerde kapış kapış tercih ediliyordu. O sene Ford motorundan umduğunu bulamayan Tyrrell’de Renault motorunu seçti(ama Renault’ya rakip olamadılar). Renault fabrika takımı olarak ise 80’li yıllarının dip noktasını 85 sezonunda gördü. Takımın teknik şefi ve takım müdürü sezon öncesi Renault’dan ayrılıp Ligier’e geçtiler ve RE60 sadece 16 puan toplayıp sezonu 7.bitirebildi. Bu kötü performans Renault takımının sonunu da hazırlamış oldu. Sezon sonunda takım, yapacağı açıklamada bir sezon sonra takım olarak F1’den ayrılacaklarını ve sadece motor tedarikçisi olarak yollarına devam edeceklerini açıklayacaklardı.

mansell and warwick

Ama Renault motoru halen güçlüydü. Aynı sene Lotus-Renault, Ayrton Senna’nın takıma katılmasıyla Elio De Angelis’le beraber 8 pol ve 3 zafer elde ettiler. Lotus kadar olamasa da Ligier bile Renault’dan 7 puan daha fazla toplayıp şampiyonayı 6.sırada bitirmeyi başarabilmişti. Tyrrell-Renault ise sadece 3 puanla oldukça formsuz bir sezon geçirmiş ve yeni kullanmaya başladıkları Renault motorunu 86 sezonunun sonundan sonra tekrar Ford-Cosworth için değiştirmek zorunda kalacaktı.

 

Üretici: Toyota

Müşteri takımı: Williams

Sezon: 2007

2002 yılında F1 arenasına ilk defa adım atan Toyota, ilk yıllarında suya sabuna dokunmayan arka sıra takımıyken önce Mike Gascoyne’un şef tasarımcı olarak takıma katılması, sonra da Ralf Schumacher ve Jarno Trull’nin sürücü kontenjanını doldurmasıyla bambaşka bir kimliğe büründü. Umutluydular, yarışlar kazanabilecek bir takım yaratma potansiyelinden hep bahsedildi ama hiçbir zaman bu hayal gerçekleşmedi. 2005 yılı takımın en iyi dönemiydi. McLaren, Renault ve Ferrari’nin gerisinde 4. bitirdiler ve orta sıranın lideri konumundaydılar(2005 ABD’deki Michelin boykotu olmasaydı şampiyonayı 3.sırada bitirme şansları da vardı). Ama o sezon zirve noktaları oldu ve bir adım daha atamadılar.

Toyota, fabrika takımı olarak ilk motorunu da 2005 sezonunda arka sıralardaki takımlara tedarik etmeye başladı. İlk ciddi müşterisi 2007 sezonunda Williams oldu. Williams’ın 6 yıllık BMW partnerliği, Alman motor üreticisinin Sauber’e kancayı takmasıyla son bulmuş, ardından gelen 1 yıllık Coswort flörtü de adeta bir hayal kırıklığı halini almıştı. Hatırlamak isteyenler için, 2006 sezonunda Williams’ın iki pilotunun 18 yarışlık takvimde aldığı 36 startın 21’inde pilotlar yarış dışı kalmış; birlikteliğin neden 1 yıl sürdüğüne şaşırmamak gerek.

15.04.2007 Sakhir, Bahrain, Jarno Trulli (ITA), Toyota Racing, TF107, Alexander Wurz (AUT), Williams F1 Team, FW29 and Nico Rosberg (GER), WilliamsF1 Team, FW29 - Formula 1 World Championship, Rd 3, Bahrain Grand Prix, Sunday Race - www.xpb.cc, EMail: info@xpb.cc - copy of publication required for printed pictures. Every used picture is fee-liable. © Copyright: Davenport / xpb.cc

2007 yılında Toyota’nın hali haraptı. Ne pilotlar formdaydı ne de elde düzgün bir şasi vardı. O zamanlar gridin yeni takımlarından sayılan Red Bull ile bile başedememişlerdi. Motor tedarik ettiği Williams da çok parlak bir sezon geçirmemesine rağmen(olaylı yarış Kanada’da Wurz’un podyumu hariç istatistikleri yok) takım olarak Toyota’nın önünde 4.sırada sezonu bitirmeyi başarabilmişlerdi. Ama bu mağlubiyet Toyota için ilk ve son oldu. 2008 ve 2009’da takım daha uygun bir paketle en azından müşterisi Williams’a geçilmemeyi başardı.

 

Üretici: Renault

Müşteri takımı: Red Bull

Sezon: 2009, 2010, 2011

Renault’ya tekrar geri dönecek olursak, 2000’li yılların sonunda takım, Alonso’nun geri dönmesiyle eski günlerine geri dönmeyi aradı bunu başarabileceğini hiçbir zaman gösteremedi. Zaten Alonso sadece 2 yıl sabredebilmişti ama asıl çöküş 2008 Singapur’da crashgate diye hatırladığımız, Nelson Piquet’nin kasıtlı olarak Flavio Briatore’nin emriyle kaza yapıp Alonso’ya zaferi getiren avantajı sağlamaya yönelik girişimiyle başladı. Briatore ve Pat Symonds takımdan ve spordan uzaklaştırıldı. Bu iki büyük olay sonrasında da takım Genii Capital gruba satılıp 2011’in sonunda Lotus’a dönüşmüş oldu.

Üç sene ardarda motor sağladığı Red Bull ise özellikle 2009 yılından itibaren Adrian Newey’in ellerinde bambaşka bir takım haline gelmişti. 2009’da Brawn’ın çift difüzörle ortalığı silip süpürmesine rağmen Red Bull hep gerçek bir rakipti. Vettel-Webber ikilisi 6 zafer kazandılar ve Vettel uzun bir süre şampiyon Button’ın rakibi olmaya devam etti. Aynı sene Renault ise Alonso’nun Singapur’daki 3.lüğü haricinde hiçbir varlık gösteremedi ve şampiyonayı 26 puanla 8.bitirdi.

2010 yılı Red Bull-Renault birlikteliğinin meyvesini verdiği ilk yıl oldu. Hem Vettel hem Webber en büyük rakipleri Ferrari’den Fernando Alonso karşısında unvan mücadelesine giriştiler ve ipi göğüsleyen en genç şampiyon unvanını son yarışta alan Vettel’in oldu. Ama tedarikçisi Renault’nun da o sezonda çok da kötü olduğunu söyleyemeyiz. Kubica-Petrov ikilisi sezon boyunca bir zafer elde edemediler ama sezon bittiğinde Kubica’nın elinde 3 podyumu vardı.

RB7 Renault motoruyla tarihin en dominant araçlarından biri olabilir.

2011 yılı Red Bull, sadece Renault’yu geçmedi, sezon boyunca bütün takımları ezdi bitirdi. Vettel’in 19 yarışta sadece 2 defa podyum dışında kaldığını belirtelim, muhtemelen böyle bir dominasyonu F1 tarihinde kolay kolay bir daha göremeyiz. Renault motoru da onları hiçbir yarışta yolda bırakmadı. Renault fabrika takımı olarak da yine sezon boyunca pek bir varlık gösteremedi, araç da zaten iyice Lotus’un çehresine bürünmüştü. Sezonu da sadece 73 puanla 5.tamamlayabildiler.

 

Üretici: Mercedes

Müşteri takımı: McLaren

Sezon: 2010, 2011, 2012

 

1954 ve 55 yılları arasında fabrika takımı olarak F1’de yer alan Mercedes, 94 yılında Sauber’e motor tedarik etmeye başlayarak F1’e geri dönmesinden 2010 senesine kadar sporda sadece tedarikçi sıfatıyla vardı, McLaren’in de en büyük ortağı ve hissedarıydı aynı zamanda. Fakat takım 2010 yılında spora tekrar fabrika takımı olarak geri dönmek istedi ve 2009’da çifte unvan kazanan Brawn GP’yi satın alarak yola başladı.

Circuit of the Americas, Austin, Texas, United States of America Sunday 18th November 2012 Bruno Senna, Williams FW34 Renault leads Michael Schumacher, Mercedes F1 W03 and Jenson Button, McLaren MP4-27 Mercedes. World Copyright: Glenn Dunbar/LAT Photographic ref: Digital Image _89P3345

Mercedes 2010’da takım olarak geri döndüğünde oldukça heyecan verici bir kadrosu vardı aslında. Efsane Michael Schumacher takıma geri dönmüş, yanına da bir türlü o istenen patlamayı yapamamış Nico Rosberg yerleştirilmişti. Ross Brawn da takım müdürüydü. Mercedes’in para vanaları da sonuna kadar açıktı. Teoride başarı o kadar da uzakta değildi hani. Ama pratikte işler hiç o kadar kolay olmadı. 2010-11-12’deki 3 yıllık dönemde Mercedes sadece 1 defa kazanabildi, 2011’de tek bir defa bile podyuma çıkamadı. Araç güç olarak hem Red Bull hem Ferrari’den çok uzaktı. Ve tabi ki de McLaren’den.

 

Mercedes McLaren ile olan partnerliğini 2010 yılında sonlandırmıştı ama İngiliz takıma motor sağlamaya devam etti. McLaren ise 2009’daki vasat sezonundan sonra bile hala güçlüydü. Hamilton 2010 şampiyonluk savaşının son ana kadar içerisindeydi. Ve Mercedes’i geride bıraktığı 3 yıl boyunca 18 zafer elde etti. Ama bireysel olarak pilotları da Vettel-Alonso arasındaki şampiyonluk savaşının içerisine bir türlü giremedi. Zaten 2012 yılı da McLaren’in Mercedes’i geride bıraktığı son seneydi. Sezon sonunda Lewis Hamilton Mercedes’e geçince 2013’de takım biraz olsun kıpırdandı. 2014’de de turbo motorların gelişiyle olanları da hepimiz elbette ki görmüştük.